0

Çocukla çatışmaya girmemek için yapılması gerekenler

Bir önceki yazımızda; “Çocuklardaki inatlaşmanın nedeni genellikle büyüme ve keşfetme dönemlerinde iken “hayır” deme “itiraz etme” hakkını sergileme çabasından kaynaklanmaktadır” demiştik. Bu yazımızda ise “Çocuk ve ebeveyn arasındaki çatışmanın büyümemesi için ne yapılabilir?” konusuna dikkat çekeceğim.

Çocuklarla olan iletişimde daima sakin kalması ve soğukkanlılığını koruması gereken taraf ebeveynler olmalıdır. İnatlaşma esnasında kızgın tepki vermeden önce derin bir nefes alarak ve karşınızdakinin bir çocuk olduğunu yeniden anımsayarak sakin kalmayı başarabilirsiniz. Karşınızdaki çocuk da olsa uzlaşmacı tavır sergilediğiniz takdirde sizi mutlaka anlayacaktır.

O an bir yarışta olmadığınızı, kimsenin galip ya da mağlup olmayacağını, sonucunda bir birinci seçilmeyeceğini unutmayın. Bir kavga içerisinde değilsiniz! Hedefiniz çocuğunuza; o anki tutumundan vazgeçmesi ve inatlaşarak bir şeyi elde edemeyeceğini göstermek olmalıdır.

Çocuğunuza onun istediği şeyi (şayet uygunsa) sizin de istediğinizi fakat o anki koşulların buna uygun olmadığını belirtmeye çalışın. İstediği şeyi niçin yapamayacağını onun anlayacağı basitlikle açıklayın ve bu konuda üzgün olduğunuzu da belirtmeyi ihmal etmeyin. Şayet duygularınızı kendisiyle paylaşırsanız, sizi kendisini engellemeye çalışan bir düşman olarak görmekten vazgeçecektir.

İstikrarlı tavrınız çocuğunuzun konu hakkında ne kadar ciddi olduğunuzu düşünmesini sağlayacaktır. İstikrarlı olun! Fakat bu istikrarlı tutumun yanında sevecenliğinizi de elden bırakmayın. Önce “hayır” sonra “evet” derseniz çocuğunuz bu kuralsızlığınızı sürekli kullanmaya çalışacaktır. Ve siz elbet bir gün pes edene kadar da bu çatışma devam edecektir.

Şimdi; çocuğunuza bu konuda üzgün olduğunuzu söylediniz, gerekli açıklamalar yapıldı ve istikrarlısınız. Bu durumda yapılması gereken ona biraz süre tanımak ve konuşmalarınızı kafasında oturtmaya çalışmasını beklemek olacaktır. Konuyu kendi başına bir düşünmesini söylemeli ve gerektiği takdirde ona açıklamalar yapacağınızı belirtmelisiniz. Bir süre sonra yeni bir inatlaşma olursa tepki vermezseniz bir iki denemeden sonra vazgeçecektir.

Tüm bunlara rağmen inatlaşma hala devam ediyorsa dikkatini o an başka bir şeye çekmeye çalışmak faydalı sağlayabilir. Bu sevdiği ve ilgilendiği herhangi bir şey olabilir; Oyun oynamak, çizgi film izlemek, resim yapmak vs. Bu yöntemin yararını çocuğunuz okul hayatına başlayana kadar hatta kimi zaman sonrasında da görebilirsiniz.

Çocuğunuza olası seçenekler sunarak içinden bir seçim yapmasını isteyin. Seçenekler ne kadar az olursa karar verme aşaması o kadar kısa ve kolay olacaktır. Bu tavrınız çocuğunuza kendisini birey olarak gördüğünüzün ve onun kararlarını önemsediğinizin sinyalini gönderecektir. Kendisiyle ilgili kararlar verebilmesi onun seçimine öncelik tanındığını düşünerek inatlaşmaktan vazgeçecektir. Siz de tabii ki bu durumda daha rahat olacaksınız.

Gülcan Çengel

0

Sizi küçük inatçı şeyler!

Bana göre hiçbir küçük çocuk ebeveynlerinden daha tecrübeli değildir. Fakat ne hikmetse bazı konularda o küçük inatçı şeyler öyle bir direnirler ki, ebeveyn kişisi çocuğun karşısında söyleyecek söz bulamaz ve bu direnişte vazgeçen taraf olur. Çocuğun bakış açısına göre de mağlup olan taraftır ve bu tanık olunan mağlubiyet çocuğa doğru yolda olduğunun mesajını iletir.

Çocuklardaki inatlaşmanın nedeni genellikle büyüme ve keşfetme dönemlerinde iken “hayır” deme “itiraz etme” hakkını sergileme çabasından kaynaklanmaktadır.

Hem zaten kendisini başka türlü nasıl kanıtlayabilir ki?

“Büyüdüm ben” mesajını başka türlü nasıl verebilir?

Tabii ki sizin dediğinizin tersini yaparak! Ancak bu şekilde “Ben sizden bağımsız bir bireyim. Büyüdüm ve kendi kararlarımı kendim verebilirim” diyebilmektedir.

Bazı anne ve babalar, (buraya dikkat çekmek istiyorum) yani “bilinçsiz anne ve babalar” bu durumun gerçek nedenini anlayamadıkları ve çocuğu bu durum karşısında terbiye etmeleri gerekliliğine inandıkları için olay anında fiziksel veya sözlü şiddete başvurmaktadırlar. Üstelik bunun bir çözüm olmayacağını bildikleri halde!

Özetle;
Kendi çocukluk zamanlarına dönemeyen, empati sağlayamayan, çocuk yetiştirme konusunda yeterli bilgiye sahip olamayan, nerede ve nasıl davranması gerektiğini merak edip araştırmayan, baskı ve söz geçiricilikten haz alan ve çocuğunu kendine rakip gören anne/babalar; bu yöntemler inanın hiçbir işe yaramaz. Çocuğunuzla yaptığınız ve doğal gördüğünüz inatlaşmalarla ciddi bir iletişimsizliğin temelini atmış olursunuz. Bu da çocuğunuzun arsız olmasına neden olur ki sonuç olarak; çocukların arsızlıklarını yetişkinlik dönemlerine taşıyacakları da aşikârdır!

Gülcan Çengel

 

Bir sonraki yazı konusu:
“Çocukla çatışmaya girmemek için yapılması gerekenler”

Bu yazı WOMEN DERGİSİ‘nde yayınlanmıştır.

0

POPÜLARİTE VE NEDENLERİ

İçerik

Pop kültürü globalleşen dünyanın kültür adı. Her milletin ve yörenin binlerce yılda oluşturduğu birikimleri yıkıp atan ve yerine kendi değerlerini koyan sistemin ürünü. Özetle pop kültürü için toplu halde yaşanan bir dayanağı ve tabanı olmayan, medya tarafından yönlendirilen kültür de diyebiliriz.

Lümpen tavır: (Lümpen; Toplumsal bilinci olmayan insanlara verilen isim. Başka anlamlarda da kullanılabilir, mesela “kendi toplumsal kimliklerinin ve rollerinin farkında olmayarak, başka kültürlere özenen kişiler” şeklinde).

Popülarite; Halk tarafından sevilme, tutulma, ünlü olma, iyi tanınma, onaylanma, bir nesne veya kültürsel bir çalışmanın yoğun ilgi görmesi sonucunda ortaya çıkan bir olgu vs.dir. Çevredeki insanlar tarafından hep bir rağbet görme ve revaçta olma çabasıdır. Kişinin özünde bağımlılık yaratır ve ilgi çekmek için kişi her daim uydurmasyona, olmayan bir şeyi varmış gibi göstererek göz önünde olmaya çabalar. Kavramları bambaşka vurgular ve de kurgular popülarite merakı olan kişiler.

Sağlıksız bir davranış olan bu tutum kişiyi bazı komplekslerinden dolayı “Küçük dağları ben yarattım” havasına iter. Popülaritesini yitirmeye başladığında da kendisinin dahi inanmadığı fikirler öne sürerek yine popüler olma çabasına girer. Bu bir kısır döngüdür. Ta ki kişi popülerlik sevdasından vazgeçene kadar devam eder.

Popüler olma sevdası nereden geliyor? Medyanın bu konuda olumsuz etkileri nelerdir?

Kitle iletişim araçlarının bilgilendirmek, haber vermek,  mal ve hizmet tanıtımı yapmak ve eğlendirmek olmak üzere dört büyük temel işlevi vardır.   Ancak günümüzde, eğlenme ve tüketme olmak üzere temel iki işlevi kalmıştır.  Başka bir değişle, eğlendirerek tüketmeye azmettirmek önde gelen işlevi olmuştur. Bu da pop kültürünün başlıca nedenleridir.

  •  Televizyon: TV bu konuda büyük bir etkendir. Bazı olumsuz programlar, magazin içeren tüm yayınlar (kimi diziler, vs.) özellikle gençlerin yozlaşmasına neden olmaktadır. Gençleri olumsuz yönde etkileyen bir başka boyutta reklamlardır. Reklamların dili, görsel malzemeleri, tüketime yönelik kışkırtıcılığı ile gençlerimiz zihinsel olarak etkilenmektedir. Birçok kişinin (çocuk, ergen, genç, yetişkin) insanın sahip olduklarından yahut kimliğinden tatmin olmamasına yöneliktir. Yararlı bir yayın organı olacağı yerde TV genel olarak manipülasyona yol açmaktadır.
  • İnternet: İnternetin de çocuklar, gençler ve yetişkinler üzerinde negatif etkileri mevcuttur. İnternet ilk kullanılmaya başladığı dönemlerde bilgi paylaşımı için bir çığır olarak algılanırken fazlasının psiko – sosyal sorunlar yaşatacağına kimse ihtimal veremezdi. Ama şimdi görüyoruz ki uzun süre bilgisayar başında kalınca sosyalleşme anlamında sorunlar yaşanıyor.
  •  Görsel ve Yazılı basın; Günümüzde bilgi vermek ve haber yaymanın haricinde artık ticari amaçlar güden görsel ve yazılı basınında kötü etkenleri hiç şüphesiz ki ciddi boyutlardadır. Her gazetenin içinde mutlaka yer almış olan iç sayfa ve arka sayfa güzelleri toplumun ahlaki genetik yapısını bozmaya çoktan başlamıştır. Kadınların çoğu alanda bir tema olarak kullanılması toplumun kadına bakışında olumsuzluk yarattığı gerçeği de yadsınamaz.

Peki, yapılması gereken nedir?

Bu yaygın kültürü destekleyen ve sürdüren her türlü oluşumun yön değiştirmesi ile ancak popüler kültürün negatif etkilerini giderebiliriz. Günlük yaşantımıza akseden her bir yayın organı (TV, İnternet, Görsel ve Yazılı basın) daha eğitici ve öğretici boyutlara taşınmalı, yozlaştırıcı bir yönü varsa yayınına izin verilmemelidir. Çünkü değişmeyecek olan bir gerçek vardır ki o da, bilinçli toplumun sağlam bir eğitimle ve bilinçli hazırlanıp sunulan yayınlarla oluşturulacağıdır.

Gülcan ÇENGEL

Bu yazı WoMEN Dergisi‘nde yayınlanmıştır.

0

AÇEV Notlarımdan “Çocuk Gelişimi – 4. Ve Son Bölüm”

Giriş:

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan gerginlik ve gerginliğin sonunda ne olacağına dair gelişen belirsizlik hemen hepimizi günlük yaşantımızdan ve bir takım sorumluluklarımızdan istemeyerek de olsa uzaklaşmamıza neden olmuştur. Bunu çevremdeki birçok kişiden duyuyor, tanık oluyorum.

Çalışan dostlarım işyerlerindeki görevlerine, ev emekçisi olan kadın arkadaşlarımsa evlerindeki görevlere odaklanamadıklarından şikâyetçiler. Buna sebep olan etkenlerin; moral bozukluğu, zihinsel yorgunluk, stres, endişe ve bunlara bağlı olarak da fiziksel yorgunluk olduğunu düşünebiliriz.

Her endişe ile uyandığımız gün, bir önceki günden omuzlarımızda kalan stres yükünün az daha büyümesine neden olmaktadır.

Bu sebeple stresin bizi ele geçirmesine izin vermeyerek, rutin görevlerimize odaklanmaya çalışmalıyız. Her daim gündem konularının içinde bocalamaktansa, biraz kenara bırakmayı öğrenmeli ve bizi en az seviyede etkilemesini sağlamalıyız. Bunu zor da olsa gerçekleştirmenin faydasını mutlaka göreceksiniz!

Ben de “AÇEV Notlarım” isimli yazı dizime bu sebeplerden dolayı ara vermiştim. Şimdi kaldığım yerden devam etme zamanının geldiğini düşünüyorum.

İşte AÇEV Notlarımın son bölümü.

İyi okumalar!

“Çocuğun iç denetim geliştirmesi; Çocukların iç denetimini geliştirmek için neler yapabilirsiniz?”

Doğruyu yanlışı baskı, dayak korkutarak değil, ilgi ve sabırla öğretebilirsiniz. Aksi takdirde çocuk doğruyu öğrenmek yerine yakalanmadan yanlış olan davranışı nasıl gizli gizli yaparım diye düşünecektir.

Doğru davranmasını sağlayan kuralların neler olduğunu söyleyebilirsiniz. Aile içindeki bazı sosyal kurallar birlikte oluşturulursa çocuğun benimsemesi ve uyması daha kolay olacaktır. Örneğin yatma saatini ve ders çalışma saatini birlikte belirlemek gibi!

Ebeveynler olarak çocuğa örnek olmalı, hatalı davranış ne olursa olsun yalan veya saklamak yerine paylaşmasını öğrenmesi için destek verilmelidir.

Örneğin;

  • Davranışlarının sonucunu ona gösterebilir ya da anlatabilirsiniz.
  • Kurallara uyulmadığında neler olabileceğini anlatabilirsiniz.
  • Hatalı davranışını telafi etmesine izin verebilirsiniz.
  • Dikkatini davranışların niyetine çekerek, onun daha hoşgörülü yaklaşmasını sağlayabilirsiniz.
  • Televizyondaki, çevresindeki insanların davranışlarıyla ilgili sohbet edebilirsiniz.
  • Birlikte bir program seyredip “Sence bu insanlar doğrumu yapıyorlar?” diye sorarak konu hakkındaki fikirlerini öğrenebilirsiniz.
  • Sonuç olarak her aile; dürüst, ahlaklı, kibar, doğru davranan, güvenilir, güven veren, sorumluluk sahibi, duyarlı, vicdanlı, yardımsever, paylaşmayı bilen vb. çocuklar yetiştirmek ister. Bu değerlerin ailede kazandırılması önemlidir. Bu davranışlar ailenin normal/doğal davranış biçimi ise artık onun için de normal olmaya başlar. Bu değerler okul öncesi dönemde ailede kazanılmadıysa çocuk arkadaşlarının etkisinde daha çok ve daha kolay kalabilir.

Huzuru yakalamanız dileğiyle!

Gülcan ÇENGEL

0

Kitap Çekilişi;

çekiliş

Çekilişe katılabilmeniz için yapmanız gereken; şayet kullanıcısı iseniz Facebook sayfamızdan takip etmeniz ve çekiliş bilgilerinin yer aldığı iletinin adına Ad ve Soyadınızı bildirmeniz.. Ve/veya tarafımıza yine “Adınızı, Soyadınızı” bildireceğiniz bir mail yollamanız..

Diğer detaylar afiş üzerinde verilmiştir..

Herkese bol şans!

Gülcan ÇENGEL

https://www.facebook.com/pages/Profesyonel-Ya%C5%9Fam-Ko%C3%A7u-G%C3%BClcan-%C3%87engel/578360118840834?ref=hl

0

Tercih Meselesi

baris

“Merhaba. Ne güzel bir gün değil mi? Harika!” Sabahın erken saatlerinde pencerenizi açıp gökyüzüne bakınca çok güzel bir gün olduğunu düşünebilirsiniz. Zor değil! Fakat bir şartla; her şeyi unutmuş olmalısınız (!)

İlk âşık olduğunuzda veya yeni bir heyecan yaşadığınızda, yeni güne henüz gözünüzü açmak üzereyken beyniniz çoktaaaan aklınıza o yaşadığımız heyecanını düşürür ya hani. Hani o heyecanın verdiği duygu ile keyifli uyanırız, kalp ritmimiz hafiften yükselir o an, kapalıyken dahi gözlerimiz yüzümüzde tebessüm yerini kendiliğinden almıştır, karnımızda kelebekler dans eder, uyku sonrası bilinçli aldığımız ilk solukta da o heyecan vardır.

İşte öyleyim ben son zamanlarda… Öyle uyanıyorum… Fakat birkaç farkla! Yine kalp ritmim yüksek, yüzümde tebessüm yerine endişe ve dans eden kelebekler yerine içimi yılanlar çıyanlar kemiriyormuş da bu bana şiddetli karın ağrısı veriyormuş gibi!!! “Nerede ne olmuş? Yaralı mı var, ölen mi? Hükümet ne demiş, kim kimi tehdit etmiş? Polis nerede panzerle halkın üzerine yürümüş, tomalar nereye doğru ilerliyormuş, gaz bombasından kaç kişi astım krizi geçirmiş ve hastanelere zor götürülmüş, gaz bombalarının kapsülleri kaç kişinin gözünü çıkarmış?” Sorular, sorular, sorular. Ve daha birçok şey… Çok iç açıcı değil mi?

Peki, siz hangi duyguları tercih ediyorsunuz? Keyifle uyanmayı mı?

Zor değil. Gündemi görmezden gelirsiniz ve her şey yolunda(ymış gibi) gider.

Bana sorarsanız eğer ben endişe ile uyanmayı tercih ediyorum. Endişe ile evet. E-eee tercih meselesi.

Bunun sebebi; savaş, kan ve ölüm sevdiğim için değil elbette. Aksine! Ben barış yanlısı bir insanım. Victor Hugo’nun da dediği gibi barışın her şeyi hazmeden mutluluk olduğunu düşünürüm. Ve barışın bir gün Türk insanları da dâhil tüm dünya insanları için geleceğine inanırım. Çok mu ütopik? Eh, bu da tercih meselesi!

Günlerdir bana ayrılan köşe için bir yazı yazamıyordum. Ne zaman yazmaya kalksam bir şey beni engelliyordu. Belki bu yazdığımda “yazı” sayılmaz.. Belki kayda değer bir fayda sağlamayacaktır, kim bilir? Olsun, yine de yazdım. Çünkü bazen içinizdekini dışarı atmazsanız, içinizdeki o her ne ise kanınızı içten içe zehirleyebilir. Kanımın zehirlenmesini istemem. Çünkü değerli ve para eder olduğuna inanmışımdır daima. (!)

Motorları maviliklere sürebilmek dileği ile!

Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömer – Krezus”

Gülcan Çengel

0

AÇEV notlarım; Çocuk Gelişimi – 3

Çocuğun Sosyal/Duygusal Gelişimi ve Ailenin Rolü

Çocuğun kendini tanıması

Çocuğun kendini tanıması zamanla kişisel özelliklerine, yeteneklerine bağlı olarak kendini değerlendirmesi ve kendi duygularının farkına varması sonucunda gelişir. Çocukların kendilerini tanımalarında ailelerin yaklaşımlarının etkisi çok önemlidir. Ailelerin bu konuda yapacağı birçok şey vardır. Anne ve baba, çocuğu ile diyalog kurma yolunu bulmalıdır. Bu diyalogun neticesinde ortaya çıkacak olan aile içi sağlıklı iletişim çocuğun tüm yaşantısını artı bir özellik olarak etkileyecektir.

Neler yapılabilir?

Çocuğun gerçekçi olmayan değerlendirmelerini düzeltmeye çalışılmalıdır.

Başarısız olduğunda da onu sevdiğinizi, değer verdiğinizi göstermeli, yüksek not almadığında sevmediğinizi düşünmemelidir. Tavırlarınızla okulda, sporda alınan sonuçlarla (derece, karne notu gibi) çocuğunuza verdiğiniz değerin değişmeyeceğini gösterebilirsiniz. Bu ona sonra ki aşamalarda güven verecektir.

Çocuğu sizden ayrı, bağımsız kişiliği olan bir birey/kişi olarak görmeli ve hissettirmelisiniz.

Yaşına uygun bazı sorumluluklar almasını sağlayarak güven duyduğunuzu gösterebilirsiniz. Örneğin evdeki çiçekleri sulama, sofrayı kurmakta yardımcı olma gibi. Bu basit eylemleri gerçekleştirdiğine hissedeceği duygu, çocuğun kendisine güvenmesi ve inanması konusunda mutlak fayda sağlayacaktır.

Çocuğun duygularını tanıması

Çocuklar da yetişkinler gibi olaylar karşısında farklı duygular yaşarlar. Üzüntü, kırgınlık, korku ve sevincin dışında öfke, nefret, şaşkınlık, merak, kıskançlık, hayal kırıklığı, utanç ve suçluluk gibi duygularda yaşarlar. Korku, çocukların hayatında önemli bir yer tutar. Bu dönem çocukların okulda, sporda başarısızlık, arkadaşları tarafından dışlanma gibi korkularında artış olur. Bunların çoğunu da gizli yaşarlar, belli etmeden.

Çocukların farklı duyguları tanımaları için neler yapabilirsiniz? Nasıl yardımcı olabilirsiniz?

 

· Duygularını sorularınızla anlamaya çalışabilirsiniz. Örneğin “Öğretmenin başka bir okula giderse ne hissedersin?” gibi.

· Duygularını eleştirmeyerek, küçümsemeyerek normal olduğunu gösterebilirsiniz. Örneğin karıncadan korkan bir çocuğa “Ne var karıncadan da korkulur muymuş, küçücük bir şey sana ne yapacak sanki?” gibi ifadelerden kaçınmalısınız.

· Bir olay karşısında çocuğun yaşadığı duyguları kendisine söyleyerek fark etmesini sağlayabilirsiniz.

· Kendi duygularınızı konuşarak örnek olabilirsiniz. “Bugün arkadaşım hasta olmuş çok üzüldüm” gibi. Duygular ses tonu, yüz ifadesi ve vücut diliyle de ifade edilir.

· Duygusunu ifade ettiğinde takdir edebilirsiniz.

· Korkularıyla baş edebilmesine yardımcı olabilirsiniz.

Duygularını uygun şekilde göstermesi

 

Çocuğun duygularını uygun şekilde göstermesine nasıl yardımcı olabilirsiniz?

· Uygun davranışların neler oluğunu öğretebilirsiniz. Örneğin başkalarına zarar verecek saldırgan davranışlar yerine konuşarak çatışmaları çözebileceğini öğretebilirsiniz.

· Uygun olmayan davranışının nelere yol açabileceğini onunla paylaşabilirsiniz. Kızmanın, kıskanmanın, çok doğal olduğunu ancak bu duyguların sonucunda başkalarına zarar vermenin yanlış olduğunu anlatabilirsiniz.

· Duygularınızı uygun şekilde göstererek örnek olabilirsiniz.

· Televizyonda şiddet içeren programları (çizgi filmler dâhil) seyretmelerine izin verilmemelidir. Sinemaya gidileceği zaman, konusunda şiddet ve saldırganlık olmayan filmler tercih edilmelidir.

Çocuklar duyguları sonucunda uygun şekilde davranmayı öğrendiklerinde ancak sağlıklı ve olumlu ilişkiler kurabileceklerdir.

Çocuğun başkalarının duygularını anlayabilmesi

 

Çocukların başkalarının duygularını anlayabilmeleri için neler yapabilirsiniz?

· Başkalarının duygularını nasıl anladığınız konusunda örnek olabilirsiniz. Örneğin, “Ayşe, kuzenleri yaz bitiminde kendi evlerine döndükleri için çok üzgün. Bu günlerde yüzü hiç gülmüyor”.

· Kendi duygularınızı ifade ederken nedenlerini de açıklayabilirsiniz. “Baban zamanında eve geldiği için çok mutluyum” gibi.

· Karşı tarafın hissettiklerini anlaması için kendisini onun yerine koyarak düşünmesini sağlayabilirsiniz.

· Karşı tarafın hislerini nasıl anladığını sorarak anlamasına yardımcı olabilirsiniz Örneğin “Arkadaşının üzgün olduğunu nasıl anladın?”

* “Yüzü gülüyordu, o halde mutlu”

* “Omuzları çökmüştü, o halde üzgün”

* “Elleri titriyordu, o halde heyecanlı” gibi.

· Dikkatini yüz ifadelerine ve vücut diline çekebilirsiniz.

Örneğin, “Arkadaşını gördün mü? Annesi ile konuşurken yüz ifadesi nasıl değişti, suratı asıldı” gibi.

· Başkasının duygularını anladığını gösteren davranışlar sergilediğinde mutlaka takdir etmelisiniz.

 

Gülcan Çengel

 

 

0

AÇEV notlarım; Çocuk Gelişimi – 2

1) Bedensel Gelişimi Desteklemek için Neler Yapabilirsiniz?

Çocuğun sağlıklı büyümesi için

Anne ve baba çocuğun sağlıklı (dengeli ve yeterli) beslenme ihtiyaçlarını karşılayabilir. Çocukların dengeli, yaşına uygun beslenme alışkanlıkları kazanmalarına yardımcı olabilir. Özelikle sabah yapılan kahvaltıların çocuğun gelişiminde, öğrenmesine çok büyük katkısı vardır. Doğru gıdaları, vitaminleri almasına özen gösterebilir ve ona doğru beslenmeyi öğretebilirsiniz.

Düzenli olarak sağlık kontrollerinden geçmelerini sağlayabilirsiniz (göz, kulak, diş sağlığı kontrolleri gibi). Bebeklikte yaptırmış olduğunuz göz muayenesi ilkokula başlarken tekrarlanabilir. Özellikle aşılarını özenle takip etmelisiniz.

Vücut ile diş bakım ve temizliği alışkanlık haline getirmesini sağlayabilirsiniz.

Fiziksel hareketini arttırmak için

Okul dönemi çocuğu, kurallı oyunlardan ve arkadaşlarıyla birlikte oynayabilecekleri oyunlardan hoşlanır. Anne baba çocukların bu ilgilerini spora veya eğlenceli faaliyetlere yönlendirerek, onlara fiziksel hareket yapmaları için fırsat tanıyarak bedenlerinin gelişmesine katkıda bulunabilir (folklor, basketbol, futbol, jimnastik, yüzme, dans, voleybol, tenis, bisiklet, vb.).

Çocuğun fiziksel hareketi hayatının bir parçası haline getirmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin asansör yerine merdivenleri kullanmasını, kısa mesafelere birlikte gidip veya çevre güvenli ise yalnız yürümesini teşvik edebilirsiniz. Genelde kız çocukların ergenliğe girerken hareketliliklerinde azalma görüldüğü bilinmektedir. Bu nedenle kız çocuklarını fiziksel hareketleri yapma konusunda daha fazla cesaretlendirmeniz gerekebilir.

Sizlerde düzenli fiziksel faaliyetlere katılmaya çalışarak (evde spor şeklinde de olabilir) çocuğunuza güzel örnek olabilirsiniz.

Çocukların hareketini arttırmak için çeşitli malzemeler alabilirsiniz (örneğin; bisiklet, kaykay, ip, top gibi). Bu tür aletler açık havada hareket etmelerini kolaylaştırır.

Güzel havalarda ailece çocuğun koşup oynayabileceği, bisiklete binebileceği açık alanlara, parka, pikniğe gidebilirsiniz. Evde TV karşısında geçirilen zamanla, dışarıda ailecek kısa da olsa geçirilen zaman aynı zamanda ailenin yakınlaşmasını da sağlayacaktır.

Bilgisayarda çok vakit geçirmemesi, daha az televizyon izlemesi sağlanabilir. Bilgisayar veya televizyon karşısında geçen toplam süre günde 1 veya 2 saatle sınırlandırılmalıdır.

El ve parmaklarını kullanabilecekleri oyunlar alabilirsiniz. Kâğıt bebekler, maket oyuncaklar gibi. Hızla gelişen küçük kasları sayesinde müzik aleti çalmak, tamir aletleri kullanmak keyifli faaliyetler haline gelir.

Okulla iletişime girerek çocuğun spor veya sanatsal faaliyetlere olan ilgisini belirleyebilirsiniz. Hangisine kabiliyeti olduğunu öğrendikten sonra yönlendirmek daha da kolaylaşacaktır.

2) Zihinsel gelişimi desteklemek için neler yapabilirsiniz?

Çocukların öğrenmesi için çeşitli ortamlar sunabilirsiniz

Sergi, müze postane, çarşı, pazar, hastane, tiyatro, kütüphane, sinema gibi farklı ortamlara götürebilir ve oralarda gözlem yapmalarına yardımcı olabilirsiniz. Sonrasında sohbet ederek gözlemlerini ve gördükleri hakkında ne düşündüğünü öğrenebilir, fikirlerini önemsediğinizi çocuğunuza hissettirebilirsiniz. Ailece veya okulla küçük geziler organize edebilirsiniz.

Öğrenmesi için yönlendirici veya destekleyici olabilirsiniz.

Kelime haznesini geliştirmek için birlikte kelime oyunları oynayabilir, bilmece, tekerleme, şiir ve fıkra öğrenmesini teşvik edebilirsiniz.

Televizyonda sohbet ve tartışma programlarını beraber izleyebilir (yaşına uygun olanları), konular ve konuşulanlarla ilgili sohbet edebilirsiniz. Bu bir tür beyin jimnastiği de olacaktır.

Kitaplarında geçen yeni kelimeleri sorduğunda açıklayabilir ve kelimelerin anlamlarını bulabileceği kaynakları gösterebilirsiniz.

Dil gelişimini desteklemek için

Anne baba düzgün ve tam cümlelerle olmak üzere her fırsatta konuşabilir. Yolda yürürken veya okula giderken konuşmak için fırsat yakalayabilir.

Okudukları, gördükleri, duydukları ve yaptıkları hakkında sorular sorabilirsiniz. Sorularınızın “nasıl”, “neden”, “sonucunda ne olabilir” gibi düşünmeye teşvik edici olmasına dikkat edebilirsiniz.

Bazı yaşadıklarını hatırlatmak amacıyla da sohbet edebilirsiniz. Fotoğraflardan yararlanabilirsiniz.

Yaşına uygun kitap dergi okumasını teşvik edebilir ve örnek olmak amacıyla sizlerde kitap, dergi veya gazete okuyabilirsiniz. Hediye olarak kitap alabilir, okudukları ile ilgili sorularınızla eleştirel düşünmesini sağlayabilirsiniz.

Sordukları sorulara mutlaka açıklayıcı, doyurucu cevaplar verebilirsiniz. Sorularına cevap vermediğinizde başkalarından bu cevapları eksik veya yanlış olarak alabilirler.

Sorularını nasıl cevaplayabilirsiniz?

Sorularını doğallıkla cevaplayabilirsiniz. Gülmek ya da sıkıldığınızı göstermek sorunun doğal olmadığını çocuğa hissettirebilir. Bir sonra ki sorularını size yöneltmesinin, doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu çocuğunuza düşündürebilirsiniz.

Anne baba doğru cevaplar vermelidir. Sorunun cevabını o an için bilmiyorsanız bile dürüstçe söyleyip sonrasında araştırabilirsiniz. Bir şeyler söylemek adına verdiğiniz her yanlış cevabı sonrasında düzeltmeye çalışarak, var olan bilginize olan güvenini sarsabilirsiniz.

Verilen her cevapta çocuğun yaşı dikkate alınmalıdır.

Çocuğun sorduğu kadarıyla açıklama yapmalı, çok detaya girerek kafasının karışmasına izin vermemelisiniz.

Sorun çözme becerisini desteklemek için

Anne baba çocuğun kendi sorunlarını kendisinin çözmesine fırsat vermelidir. Çözümler üretmesini, çözüm seçeneklerinden en uygununu seçmesini/karar vermesini sağlamalıdır.

Okumakta olduğunuz bir hikâyeyi yarıda keserek “Eğer böyle olursa nasıl olur? Ne yapmalıdır?” gibi davranışlarının neye yol açacağını ve tepkisini görmek için düşünmesi için sorular sorabilirsiniz.

Sorun çözerken bir düşünme biçimi geliştirmesine örnek olarak yardımcı olabilirsiniz. Bir sorunu çözerken yüksek sesle düşünceleriniz ve ne yapmayı planladığınızla ilgili ipucu verebilirsiniz.

Sorunlara farklı bakış açılarından yaklaşabileceğini öğretmek için destek olabilirsiniz.

0

AÇEV notlarım; Çocuk Gelişimi – 1

Çocuğun fizyolojik ve psikolojik anlamda sağlıklı birer birey olarak yetişmesinde, davranışlarının şekillenmesinde anne ve babanın rolü çok büyüktür.

Çocukların çeşitli özelliklerine ve gelişim dönemlerine ilişkin bilgi sahibi olmak, onları anlamak, onlarla daha iyi iletişim kurmak ve zaman zaman yaşanan güçlüklerle başa çıkmakta ciddi önem taşır.

Çocuğun Gelişiminde Ailenin Rolü

annebaba1

Çocukların gelişiminde okul dönemi önem taşır. Erken çocukluk devri bitmiş ve yeni bir   döneme başlamıştır. Bu dönem çocukların ileriki yıllardaki sosyal ilişkilerini ve sosyal kimliklerini oluşturacakları bir dönemdir. Bu dönemde çevrelerinden etkilenirler. Aileden bağımsız kendi başlarına birçok şey yapabilir ve davranışlarının sorumluluğunu alabilirler.

Bu dönemde çocuğun etrafındaki kişiler, öğretmenleri ve arkadaşları onu pek çok alanda etkiler. Anne babasından çok arkadaşları ile vakit geçirmek ister. Özellikle de aynı cinsiyetten arkadaşları tercih eder.

 

Gelişme süreci ile ilgili genel özellikler

  • Gelişim süreklidir. Gelişim ana rahminden başlayıp hayat boyu sürer.
  • Gelişim dört alanda eş zamanlı gelişmeye başlar ve birbirini etkiler.
  • Çocuklar aynı yönde gelişse de birbirlerinden farklılık gösterir.
  • Çocuk çevresiyle girdiği etkileşim sonucunda gelişir.

Aile çocuğun ilk ve içinde en uzun süre yaşadığı ortamdır. Anne ve baba çocuğun yakın çevresindeki en önemli kişilerdir. Çocuğun gelişim düzeyi ailesinin onun gelişimini ne kadar desteklediğine bağlıdır. Yani, gelişimi desteklenen ve desteklenmeyen çocukların gelişimleri farklı olacaktır.

Çocuğu destekleyen çevre onun becerilerini ve yeteneklerini ulaşabileceği en üst sınıra kadar geliştirme imkânı veren ortamdır. Çocuğunuz sizden kalıtım yolu ile edindiği özelliklerinin alt ve üst sınırları belli olarak doğar. Bu sınırlar her çocuk için farklıdır. Bunu farklı dolulukta bardaklar olarak düşünelim. Bu bardağın üst sınıra ulaşması sizlerin yapacaklarına bağlıdır. Anne baba, çocuklarına sundukları deneyimler (örneğin kitap okuması, alınacak kararlarda söz sahibi olması, spor yapabilmesi gibi), onunla kurdukları iletişimin niteliği ve sıklığı, sağladıkları öğrenme olanakları (müzeye götürmek, sergiye götürmek, tiyatroya gitmek) ve çocuğa örnek olacak davranışlarıyla destekleyen bir çevre yaratabilirler. Bu gerçekleştiğinde çocuk doğuştan sahip olduğu en üst sınıra ulaşabilir. Çocuğun etrafında ona sevgi gösteren, ihtiyaçlarına önem verip onun yaptıklarıyla ilgilenen, duygularını anlamaya çalışan yetişkinler olduğunda çocuk daha özgüvenli olur ve daha iyi ilişkiler kurar.

Anne babalar çocuklarını yetiştirirken istedikleri olumlu davranışları kazanmaları için bazı davranışlarda bulunur. Hepimiz birbirimizden farklı davranışlarda bulunabiliyoruz. Bu yöntemleri kendi anne babamızdan, çevremizden, okuduğumuz kitaplardan, TV’den, bizden daha deneyimli yakınlarımızdan görerek kazandık.

Fakat çocuklar her zaman istediğimiz özellikleri göstermiyorlar, zaman zaman istemediğimiz davranışlarda bulunabiliyorlar. Her ailenin kendisine özel bazı doğruları, tutumları ve değerleri vardır. Bu tutum ve davranışlar çocuk yetiştirme yöntemlerini belirler.

Babalara Mektup

Toplumumuzda annelerin çocuklarla daha fazla içli dışlı olduğu kabul edilebilir bir gerçek. Fakat çocuklarda uyumlu davranışlar geliştirmek istiyorsak ailede herkesin uyum içinde olması gerektiği unutulmamalıdır. Yani, babalarında çocuk üzerindeki önemi asla tartışılamaz.

Babalar siz önemlisiniz!

babalar-ve-çocuklar-2

Çocuğunuz için sizin de yapacağınız çok şey var. Tüm gün çalışıyorsunuz. Eve gelip biraz dinlenmek istiyorsunuz. Ama biliyor m

usunuz artık bütün dünyada ispatlanan bir şey var ki, babalar da çocuğun eğitiminde, gelişiminde ve yetiştirilmesinde en az anneler kadar önemli.

Çalışma koşullarından dolayı, çocuklarınızı belki az görüyorsunuz. Ancak sizin, çocuklarınızla geçireceğiniz süre çocuklarınız için vazgeçilmez bir ihtiyaç.

 

Siz ne yapabilirsiniz?

Çocuğunuza çok şey öğretebilir, eğitebilirsiniz.

Nasıl mı?

  • Onunla konuşarak
  • Anlattığını dinleyerek
  • Birlikte oyun oynayarak
  • Ona kitap okuyarak
  • Parka götürerek
  • Derslerine yardımcı olarak
  • Hatalarına hemen kızmayıp, düzeltmesine yardımcı olarak
  • Ona sevginizi göstererek
  • Davranışlarınızla örnek olarak
  • Tutarlı davranarak (hem kendiniz, hem de eşinizle birlikte)

ÇOCUĞUN EĞİTİMİNDE VE GELİŞİMİNDE BABALAR ÖNEMLİDİR!

 

Gülcan ÇENGEL

Bu yazı womendergisi.com adresinde de yayınlanmıştır.

 

0

Değiş ve Değiştir!

 ”Beni böyle sev seveceksen,

Olduğum gibi göreceksen.”

 Ne zaman değişimle ilgili bir konu olsa ya da birisinden “Bu yaştan sonra değişemem ben!” gibi cümleler duysam, aklıma Orhan Gencebay’ın bir şarkısında yer alan şu sözleri geliyor: “Beni böyle sev, seveceksen.”

Ailemiz dışında, hayatımızdaki insanları kendimizin seçtiği bir gerçek. ‘Eşim’ deriz, ‘Sevgilim’ deriz, ‘Arkadaşım’, ‘Dostum’ deriz ve ne hikmetse seçtiğimiz kişilerle bile zaman zaman anlaşmazlıklar yaşarız. Sağlıklı iletişim şeklini yakalamak her zaman mümkün olmayabiliyor. Keşke mümkün olsa. Sağlıklı iletişmenin mutlu insan oluşumuza rolü oldukça büyük çünkü!

Peki, neden isteyerek seçtiğimiz, hayatımıza soktuğumuz kişilerle bile anlaşamıyoruz? Yanlış nerede? Olaylara suçlu/suçsuz, haklı/haksız şeklinde bakıyoruz da, bu yüzden mi kendi aramızda bile sorunlar yaşıyoruz acaba? İletişimi zedeleyen en önemli unsurlardan birisidir bu) Hatayı kendimizde aramıyor muyuz? İletişimimizi güçleştiren unsurlar neler? Ne yaparsak birbirimizi daha iyi anlarız? (Şuna özellikle değinmek istiyorum; İletişimde suçlu ve haksız yoktur. İletişimin sağlıksız olmasına sebebiyet veren nedenler/sorunlar vardır. Yaşadığımız bazı sorunlar anlayış gerektirir. Sürekli karşı taraftan ikaz alıyorsak, itiraz görüyorsak ve sürekli bir takım öğütlere maruz kalıyorsak bu kişinin kendisini haksız ve bilgisiz görmesine neden olacaktır.)

Sorular, sorular, sorular… Dilerseniz gelin ve bu sorulara hep birlikte yanıt arayalım ve işe hepimizin bir çemberi olduğunu düşünerek başlayalım.

Örneğin; Tek kişilik bir çemberin içinde olduğumuzu düşünelim. Doğduğumuzdan bu yaşımıza kadar o çemberin içinde farklı kişilikler geliştirmiş, kendimizi kalıpların içine sokmuş ve üstüne üstlük bir de “Bundan sonra değişemem, ben buyum” fikrine kendimizi inandırmışız. Karşımızdaki kişiler, bizden bazı konularda değişmemizi ya da belli konularda farklı davranmamızı istediklerinde de bazı savunma mekanizmalarıyla bu fikri reddetmiş ve bu yüzden de başkalaşma fikrinden hep kaçmışız. Bunları yaşamayanımız yok gibidir. Kimi zaman bu durumdan kendimiz de rahatsızlık duyduk ve kendi isteğimizle bile değişmek istedik belki de. Fakat bu fikir, düşününce dahi o kadar çok zorluyor ki kişiyi, sırf bu yüzden bile değişimden kaçmış olabiliriz.

değişim

Kolay değil bir çırpıda değişmek, uzun bir süreç ve her iki tarafın da sabrını gerektirir. Attığımız adımın zorluğu bizi bu değişim fikrinden caydırmış olabilir. “Beni anlamıyorsun”, “Beni yanlış anlıyorsun” benzeri cümleleri sık sık duymuş veya kullanmış olabiliriz, hatta bu cümlelerin ardından “Seni anlamakta güçlük çekiyorum.”, “Değiştir artık kendini.” talebini duymuş ve sunmuş da olabiliriz. Hatta ve hatta bu değişim için çemberin dışına doğru bir adım atmak için çabalamışızdır da. Zor olduğu için o adımı attıktan sonra sıkılmış, gerilmiş, tüm dünya üzerimize geliyor gibi hissetmiş ve bunu bizden isteyen kişi bize arkasını döndüğü anda “hooop” tekrardan çemberimizin içine geri dönmenin yollarını da aramış olabiliriz. “Olmuyor, olmayacak!” diyerek pes etmiş ve bu değişim fikrinden vazgeçmişizdir.

Bunlar benim aklıma gelenler. Daha birçok örnek sunabilirim bu konuda.  Peki ya sizin yaşadıklarınız, tanık olduklarınız?

Şimdi birkaç soru soralım kendimize ve bir de bunun üzerine düşünelim;

  • Gerçekten daima karşımızdaki kişi mi bizi anlamıyor?
  • Biz gayet anlaşılır şekilde mi konuşuyoruz?
  • Biz ne kadar anlıyoruz karşımızdakini?
  • Her zaman anlaşılması kolay olan taraf biz miyiz?

Ne kadar çok “biz” dediğimin farkındayım. Şunu biliyorum ki değiştirmek için, öncelikle değişmek gerekir. Bu yüzden ilk adımı belki de “biz” atmalıyız.

Alışkanlıklardan vazgeçmenin ne denli zor olduğunu biliyoruz. Başlangıç olarak bu düşüncemizi değiştirmeli ve bu yönde ilerlemeliyiz.

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir!

 

Peki, bu durumda nasıl yaparsak birbirimizle daha iyi anlaşabilir, karşımızdaki kişinin bizi daha iyi anlamasını sağlayabiliriz? O sıkıcı çemberimizin dışına nasıl çıkabiliriz? Bunun için ne yapmamız gerekir?

Burada işe kendimizi nasıl gördüğümüzle başlayalım. Bunun için öncelikle değişime karşı geliştirdiğimiz sabit tutumumuzu değiştirmeliyiz. Kendimizi nasıl gördüğümüz ve başkaları tarafından nasıl görünüyor olduğumuzun farkında olmak şart! Denemeler doğrultusunda gözlemler yaparak, zihinsel ve fiziksel olarak amaca ulaşmak adına adımlar atmalıyız.

Şöyle düşünelim.. Elimizde bir top var ve o topu havaya atacağız. Bu hareketimizin içinde mutlaka risk var, elimizdeki top havaya atıldıktan sonra mecburen düşecek, işte o zaman bakalım topu yakalayabilecek miyiz?İşte o topu yakalamak için adımlarımıza dikkat etmeliyiz.

Attığımız adımın bize getirisi kaçınılmaz gerçeğimiz olacaktır. Bu gerçeğin nasıl bir fayda sağlayacağını, peşi sıra nasıl hareket etmemiz gerektiğini sağlıklı bir şekilde analiz etmeliyiz. İzleyeceğimiz bir yol olmalı. Bu yolu biz çizmeliyiz. O yolda da sabırla, istikrarlı bir şekilde ilerlemeliyiz. Bunun bir süreç olduğunu unutmayarak!

Şöyle bir şey de yapabiliriz; kim ise anlaşamadığımız, o kişiye sizden beklediği ve sizde onaylamadığı tavırlarınızla ilgili en az 6 – 7 maddelik bir liste hazırlamasını isteyebiliriz. Benzer bir listeyi biz de o kişi için hazırlamalı ve sonrasında oturup sakinlikle listede yazılı maddeleri analiz ederek gözden geçirebiliriz. Bazen, dile dökmek zor gelir. Karşımızdaki kişiyi kırmaktan, incitmekten korkarız. Fakat bu yöntemle karşılıklı olarak değişmesini istediğimiz tavırlarımız nelerdir, bu mantıklı bir istek midir görebiliriz.

April (Nisan) kelimesinin Latince Aprilis‘den geldiği rivayet olunur. Açmak; ağaçların çiçek açmaya başladığı mevsimi ima eder, yani bahar mevsimini. Bahar; değişmek, yenilenmek demektir. En basit ve en belirgin örnek olarak da doğanın değişim hareketliliğini gösterebiliriz. Gelin bu güzel Nisan ayı ve bahar mevsiminde biz de değişim için harekete geçelim. Kim bilir? Belki de bu değişime yönelik başlatılan hareket, mutluluğun anahtarını sunacaktır bizlere.

“İnsanları birleştiren duygular, ayıran ise fikirlerdir” Goethe

Gülcan ÇENGEL

 

 

Sayfalar ... 1 2